8 Mayıs 2016 Pazar

Kariyer günleri... Kısır da var. :)

Hala çalışma manyaklığını yenebilmiş değilim. Kendimde olsa iyi de, bazen öğrencilerimi de aynı tempoya çekmeye çalıştığımı görünce panikliyorum. Oysa yaşlarının gereklerini yapmalılar, doğal olanı ellerinden alıyoruz yerine ne yaşları, ne de istekleri gereği olmayan bir çok disiplini yüklemeye çalışıyoruz. Sonra tepkisiz duygusuz ve isteksiz, içe kapanık bireylere dönüşüyorlar.. :((( Bireylere dönüştüklerinden de emin değilim aslında. Ama sorgulayıp neye dönüştüklerini görmeye de içim elvermiyor ne yalan söyleyeyim. :(
 
Üniversitelerde de bu dönüşüme "güya" katkı amacıyla bir moda başladı bitmek bilmiyor, adı da " kariyer günleri "

Bölümlerin ilgi alanındaki meslek odalarından kurumlardan özel sektörden konusunda mesleki kariyerini tepelerde temsil eden birilerini getiriyorlar. Dersler yapılmıyor, tüm öğrenciler salonlara dolduruluyor. Ortalıkta mini etekli kızlar ya da rugan ayakkabılı dar gömlekli erkekler, boynunda personel kartı asılı olunca da nedense hep hızlı yürüyüp telaşla bir yerlere koşturan gençler oluyor. :)
Maalesef bu kariyer günlerinden bir kaçına katılmak zorunda kaldım işkence gibiydi.  ( hocalarım affedin )

Gelenler seçilmiş oluyor doğal olarak.
Kimileri yeni genel müdür olmuş. Sahnede dar paçalı pantolonlarıyla bacaklar açık hepiniz şaaparım edasıyla tesis göstererek bol ingilizceli yuvarlak lafları nereye gittiğini bile bilmeden havalara savuruyor. Sanki az sonra Amerika'dan başkan arayacak da fikrini almak için uçak gönderecekmiş gibi. Oysa bineceği tek uçak firmanın 6 ay önceden kampanya ile ucuza kapattığı Kıbrıs'a kumara gideceği uçak.

Kimileri de genellikle kariyer değil normal günleri bile kalmamış teyzeler amcalar.. Bıraksan kürsüde kalan hayatını sürdürecek. Ben işe girdiğimde diye konuşurken MS 1300 yılından bahsediyor.

Bir de gaza gelmiş canı gönülden kan ter içinde iş dünyasını anlatmaya çalışan kurumsal misyonerler var ki onlar ayrı bir acınası haldeler. Büyük bir ihtimalle firma o seminer için okula geldiği saati mesaiden kesmiş, hatta taksi parasını bile vermemiştir. Ama ölümüne sadıktırlar. Onları görünce kariyer yapmayı düşünen de vazgeçiyor zaten.

Tip yaş konum olarak farklı olsalar da hepsinin bir kaç ortak paydası var.

Biri şu, Hayatınızı kariyer adına takas ederken ömür boyu sizi kimin kullandığını asla söylemiyorlar.) ama çok mutlu olacaksınız direnmeyin tadını çıkarın diyorlar.

Bir diğeri ise kimliksizleşmeniz gerektiğini ve devamlı mücadele halinin süreceğini bilinç altınıza doğrudan veya dolaylı yoldan tüm kalpleriyle inanarak söylüyor olmaları. Kendilerinin bulunduğu nokta da bu inancın göstergesi olarak karşınızda duruyor zaten. En çok sevdikleri konu da "deadline"  kendilerine göre "son gün" "bitirme tarihi" ama bilince yerleşen asıl anlamı ölüm çizgisi ya da ölüm anı. Yani ya varsınız ya yoksunuz..?

Yahu.. el alemin malını başkasına satmanın ya da alt üstü sadece iş olan bir eylemin teslim edilme zamanının ölümcül derecede önemsetilerek beyninize salınmasından alınan bir zevk mi var ? Ama kapitalizm böyle çalışır. Özenti meraklısı kimliksiz " diğerleri " de bolca kullanır  " deadline"
Oysa iş bitince herkes mutlu olur .. Kimse ölmez. Yeni iş için kapılar açılır. Üretilmiş bir işiniz daha olur.  Maddi manevi tatmin olursunuz.
Ölüm bunun neresinde?
Şurasında.. Bakın ben bu yaşıma ve konumuma gelen kadar nice deadline yaşadım. Yıkılmadım, ayaktayım. :)) ...  Salaksın sen.. :)
Bu hastalıktır emin olun. Ben onu işten atılmadan bir hafta önce sağa sola emirler yağdırıp, altınızda arabalar, asistanlar, önünüzde ceket ilikleyen potansiyel koltuk kavgacılarınızla uğraştıktan sonraki zamanda sorarım. Hani bir anda sudan çıkmış balığa döndüğünüz, manavdan bile " elleme kardeşim domatesi alacaksan al " fırçasını yiyip altı ay, bi sene eve kapandığınız zamanlarda sorarım.
İşte bunu da söylemezler size.

En belirgin olanı ve aslında benim en çok tepemi attıranı ise, ardı ardına gelen ve hatta sahnede sıralı olarak dizilen bu arkadaşların düzenli olarak.. "Şu ünlü filan adamı tanıyor musunuz?  falan kitabı okudunuz mu? falan ülkedeki filan eseri gördünüz mü? soruları .
Her sorudan sonra da kalabalıktan bir kaç ürkek el henüz daha göbek seviyesinden yukarı çıkmadan  ikinci soru ile aşağılamanın sağlaması şeklinde gelen tacizleri. Heyecanla nerdeyse ayağa kalkıp "ben yaptım, ben okudum, ben gittim, ben biliyorum " diyenler ise, "aa sadece 3 kişi mi " aşağılamasının sayılara dökülen  acınası malzemesi oluyor haberiniz olsun.
Gençler atlamayın sazan gibi. Kimsenin sizi sorgulamaya hakkı yok. Üstelik evinize konuk olarak aldıklarınızın hiç yok.

Sayın kariyer sahibi baylar bayanlar,, karşınızda duran sizi dinlemeye gelsinler diye derslerinden çıkarılan bu arkadaşların yaş ortalaması 20-22  falan... manyak mısınız siz. Daha doğrusu 30-50 yıl süren kariyer yaşamınızın içinden "en"ler bulup ergenlikten sonraki hayatı toplasan 3 yıl olan bir genç kalabalığa bunları sorup sorguladığınız için gerçekten ruh hastası olmalısınız. Hele hele o gerdan şişirip. " Çok okumanız lazım, bu nesil hiç okumuyor canım " deyişiniz yok mu.

Neyse hiç olmazsa çocukların intikamını manav alıyor da içim biraz rahat. 

Boş verin kariyeri. Ne ile mutlu oluyorsanız onu yapın. Huzur ve sağlık sizin olsun.

Hoşça kalın dostça kalın..))

Mehmet Naci Dedeal