9 Ekim 2016 Pazar

Aslında asıl olan iyi ve kötü değil.


Leonardo_da_Vinci_(1452-1519)_-_The_Last_Supper_(1495-1498)

«İyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır... Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır...» Paulo Coelho
Leonardo da Vinci 'Son Aksam Yemeği' isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı... İyi'yi İsa'nın bedeninde, Kötü'yü de İsa'nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda'nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı. İyiliği temsil eden İsa'yı, ve kötülüğü temsil eden Yahuda'yı betimlemek için model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Koroda şarkı söyleyen bir genci, İsa'nın tasviri için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan üç yıl geçtiği halde Son Akşam Yemeği hala tamamlanamamıştı. Leonardo, Yahuda için kullanacağı modeli günlerce aradıktan sonra, sarhoşluktan kaldırım kenarına yığılmış, vaktinden önce yaşlanmış, paçavralar içinde genç bir adam buldu. Yardımcıları adamı güç de olsa kiliseye taşıdılar ve orada ayağa diktiler. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resmetmeye başladı. Leonardo, işini bitirmek üzereyken; berduş, yavaş yavaş ayılarak gözlerini açtı ve harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:
“Ben bu resmi daha önce gördüm.”
“Ne zaman?” diye sordu Leonardo. O da şaşırmıştı.
“Üç yıl önce... Elimde avucumda olanı henüz kaybetmemişken. O sıralarda bir koro-da şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa'nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti.”

Belki de üzerinde en fazla konuşulan bu yapıt, Milano'da Santa Maria dele Grazie manastırının rahiplerinin yemek yedikleri dörtgen salonun bir duvarında ve hala tartışılmaya devam ediyor.

Neyimiz eksik, biz de katılalım bu tartışmalara.

Önce toplumsal yaşam ve sanatın yaşama katılımındaki yerine bakalım.

Eserin ortaya çıkarıldığı yıl tahminen 1495-98 yılları.

Televizyon, internet, sinema falan yok. Dönemin toplum mühendisliğinin ve iletişimin en değerli gücü sanat ve sanatçı. O kadar değerli ki kalabalıkların yönetilmesi, yöneltilmesi için kullanacakları bu malzemelerin üretiminde geçebilecek olan 3- 5 yıl gibi zamanlara bile tahammül edebiliyorlar. Önemli bir ayrıntı. Günümüz yaşam hızıyla kıyasladığınızda oldukça yavaş şehirler olmalarına rağmen algı ve kabullerin yaratılması veya inşası için oldukça uzun süreler. Bu elimizde dursun

İkinci konuya bakalım. Bir korist düşünün, koroda şarkı söyleyerek hayatını kazanıyor, diğer sanat dalları gibi müzik de çok değerli olmalı ki geleceğini bu sanat dalına bağlayacak, kendisi ve gelecekteki olası ailesi için bile umutlarını güçlü tutabileceği bir yaşama biçimi. Rol modeli olmadan bu umutları geliştirmek çok zor. Demek ki bu şekilde yaşayan bir kesim var ve başkalarının hayallerini süsleyebiliyor. Hayatınıza korist olarak başlayabiliyor, müzikli bir geleceği rahatlıkla hayal edebiliyorsunuz. Çünkü sesiniz güzel müzik bilginiz var ve sizi dinleyenleri mutlu edebiliyorsunuz. Bu denli insanca duygulara sahip biri olarak toplumsal göstergedeki yeriniz iyi olmakla anlamlandırılıyor. Bu her dönem böyle algılanmış veya kabul görmüştür.

Sonra neler oluyorsa işler değişiyor ve sanat dünyasından istediğinizi bulamıyorsunuz. Ya siz niteliklerinizi abartmışsınız ve eksiklikleriniz dönüp dolaşıp karşınıza çıkmış. Ya da dönemin toplum mühendisleri için kullanılabilir malzeme olmaya layık değilsiniz. Bu tüketile bilirlik için yeterince esnek değilsiniz veya ilkelerinizden vazgeçmemenizin vazgeçile bilirliğinizle oranı tutmuyor.

Sonuç toplum dışı kalıyorsunuz. Piramidin en atında kalmak demek ise toplumsal algı ve kabullerde kötü ile eşdeğerde. Bu sayede kötü ile simgelene her şeyi yapma ve bu yapmaların vücut dilinize her geçen gün hâkim olmasına rahatlıkla izin veriyorsunuz.

İki ayrı gözle baktık şimdi üçüncü bir gözü de kilise için açalım.

Yönetim piramidinin tam tepesinde. Asker, yönetici, ekonomist ve büyücü hekim geleneğinin batı dünyasındaki son hali olan kilise olarak mahşerin 4 atlısının en haini ve kötüsüsünüz. İyi ve kötü kavramlarını inanç kazanında binlerce yıl boyunca kaynatıp insanlara yemek diye yutturan bir yönetme biçiminin en güçlü temsilcisisiniz. Diğer atlıları da yönetmeyi var olduğunuz her an aklınızdan çıkarmamayı ilke edinmişsiniz. Diğerlerini biraz ele geçirebilseniz ortada ne sanat kalacak ne de sanatçı. Ama şu an gücünüz yok ve eldeki gücü kullanmayı daha politik bulduğunuz için değer veriyormuş gibi gösteriyorsunuz. Yoksa bir resmin ya da heykelin 3-5 yıl da bitmiyor olmasına asla tahammül edemezsiniz. Madem var ve tahammül etmek zorundasınız o zaman eser içeriğinde yer almalı ve onu kendi iletişimi malzemeniz olarak en doğru kullanmanın yolunu bulmalısınız. Dünyayı yönetmenin en kolay yolunu kullanarak yani onu iyi ve kötü diye ikiye bölerek. Az ya da çok diye değil. Eksik veya tamam diye de değil. Hatalı hatasız diye hiç değil. Doğru yanlış bile olabilirdi o da değil. Kısacası yelpazenin birbirine yakın ölçüm birimlerinden herhangi ikisi olabilecekken en uzaktaki en uçtakini seçmeyi ilke edinmişsen doğal olarak 4 atlıdan ( sen öyle demesen de ) en haini ve insana uzak olanı olarak biliniyorsun.

Dördüncü bakış açımız sanatçıya daha doğrusu idealin simgesi olan Leonardo’ya çevirelim.

Dahi bir oluşturucu var elimizde. Bu dehası ona dokunulmazlık getiriyor ve diğer sanatçılar için de bir şekilde modellik yapıyor. Dehası sistemin desteği ile gelişen bir olgu ve algı mıdır? Yoksa doğal yaratıcı gücünün farkına varan birinin kendini toplumun çok önünde gitmekten alıkoyamaması ve gelişimini çekinmeden sürdürmeyi becermiş olması mıdır? Yoksa iyi ile kötüyü aynı bedende yaşayan koristin bulamadığı şansa mı sahip. Aralarında ki benzerlik çok fazla olmalı çünkü bilmediğiniz şeyi bulamazsınız. O korist Leonardo’nun olası bir başka hayatının yaşanmış hali midir? Leonardo bu kadar büyük bir ustalıkla nasıl o duyguları bir yüzde ve iki ayrı zamanda bulabilmişti. O kadar süre içinde yaşamda kötüyü resmedecek yüzle karşılaşmamış olması olası mıdır? Yoksa iyi diye yolun başında resmettiği görüntünün yolun sonundaki halini mi arıyordu. Aradığında bulabilecek ve anlamlandırabilecek gücü kendisine benzerliğinden mı alıyordu diye sorduğumda yanıtım evet oluyor. 

Hani yazının başında bir şeyleri elimizde dursun diye tespit etmiştik ya işte ona “zaman” diyoruz. Çok dikkat etmek lazım. Bu boyutu planlanabilir yönetilebilir hale getirmek her zaman önemliydi şimdi daha önemli.

Mesele iyi kötü meselesi değildir.

Yunus demiş ki “ Ararsan Mevla’yı kendinde ara, Kudüs te Kâbe de hac da değildir.”
Leonardo da bunu resmetmiş bize. “Hepsi ben im, hepsi bende” deyivermiş. Anlayana.  

Dostça Kalın
Mehmet Naci Dedeal