25 Mart 2018 Pazar

Yeni medya tapınması

Büyük bilim adamı dahi falan olmaya gerek yok. Etrafınıza dikkatle bakın içnde yaşadığımız toplum rol modelsiz büyüyen ve hala rol modelsiz olan bir kalabalıktan oluşur.
Aileden başlar bu eksiklik ve en üst yönetime kadar gider.
16 devlet kurmuşuz bu topraklarda. Hepsi de savaşlarda yitirilen anne babaların eksikliği ile bir türlü yerleşik düzen kültürünün kalıcılığına sahip olmamış ve padişahların emrinde savaşlarda yitirilmiş hayatların boşluğu nedeniyle yıkılmış.

Her şeye rağmen Yunusu, Mevlanayı, Karacaoğlanı, Köroğlunu, Pir Sultan Abdalı doğruların simgesi olarak taşımış günümüze.

En değerli rol modelimiz Mustafa Kemali de adını Atatürk koyarak bağrına basmış ve öyle de kalacak.
Yerine başka birilerini koymak mümkün değil. Olmayacak,
Yıllardır sosyal medya üzerinden yapılmaya çalışılan değersizleştirme kirletme çabaları ise iş yaramıyor yaramayacak..

Bu medya ince ince işliyor değerleri karalamayı. Planlı bir şekilde adeta birilerinin doktora tezi gibi.

Sayısal ortam çağımızın iletişim tabanı ve insanlık tarihinde bu yıllara kadar olmayan bir olgu. İnsanoğlu bu yeni olgunun verilerine karşı savunma mekanizması geliştirmiş değil. yeni yeni öğreniyor fakat özellikle devlet yerleşikliğinde sorunları olan ülkeler önemli hasarlar alıyor ve alacak.

Sayısal ortam, eksikliğini yaşadığımız rol model kavramlarının yerine yerleşip bize emirler veriyor. Kimi zaman doğrudan, kimi zaman alt mesajlarla planlı bir şekilde üzerimize geliyor. Duyarsızlaştırma, kimliksizleştirme ve elde ettiği boşlukları da çürümeye yüz tutmuş kavramlarla doldurup güya yeni doğrularla yönetmeye çalışıyor. 
İnsan ömrü evrim için çok komik bir süredir. Yeni medyanın varlığı kaçınılmaz ise olmasını doğru kullanmak gerekliliği de kendi yanlışlarının yanında gelişir.
Tıpkı tüm yeniliklerin topluma yayılımında sorun yaşayıp sonra doğru yolu yakalamasnı izlediğimiz diğer örnekleri gibi.
Ateş gibi
Tekerlek gibi,
Yazı gibi.
Matbaa gibi
Sinema gibi
Televizyon gibi
İnternet gibi
ve şimdiki akıllı sistemler gibi

Çare de çok uzakta değil.
Yunus demişki "ararsan mevlayı kendinde ara, kudüs'te Mekke'de hac'da değildir."
Çok uzun yazılar yazılır bu konuda eminim ama "kısacası elini vicdanına koy, ona göre davran" demiş.

İnsan olmak için milyonlarca yıl mücadele ettin. BU deneyimin genlerine kazınmış yerlerinden gelen uyarılara kulak ver. Yanılmazsın. demiş... :)

Dostça kalalım. Doğru sorular sormayı öğrenelim.  :)

7 Mart 2018 Çarşamba

Tarih tekrar ediyor.

Tarih tekrar ediyor..

Nasıl mı?
Düşünün 1800 lü yılların ortalarındasınız. Sanayi devrimi koşa koşa geliyor. insanların giysi sorunları halen el dikimi yolu ile karşılanıyor. Çoğu kadın yüzlerce, binlerce insan  bu tekstil sahasında devamlı üretiyor ve gelecek için planlar yapıyor. Sanayi devrimi koşarak geliyor demiştik. Gelen bu devasa akım, matbaa ile simgelenen kadar güçlü bir değişimin ilk dalgası ve simgesi de dikiş makinesi.
Bir çok makine icad edilip üretiliyor ve özellikle de dikiş makinesi insan yaşamına doğrudan değen bir araç olarak çok önem kazanıyor. Onlarca kadın işçinin günlerce çalışıp yaptığı işleri saatler içerisinde yapabilme özelliklerine sahip ve bu tüm üretim alanlarında aynı hızla oluşmakta.
Sanayi devriminin karanlık ve aydınlık yüzleri yok. Hep karanlık olmuştur. Aydınlık sanılan yüzü beyaza boyanmış sadece.
Dikiş makinesini kullanan insanlar kalır. dikişi makinesini imal eden insanlar kalır. elle dikenler gider. Her zaman bu oyunun bozulmasına yardım eden seçim yok etmek olmuştur. yakarsınız yok olur. kalanlar artık dikiş makinesi ile üretim yapan fabrikalara dönüşür. binlerce umudu elinden alınmış çoğu kadın insan kalabalığı isyan eder grevler yapılır. Sonuç, ibret olsun der gibi çalıştıkları fabrikalarda yanar kadınlar. Kıyametler kopar ama sonra sessizlik başlar ve durulur.
Bir nesil bile geçmeden geleceklerini, ekonomik özgürlüklerini ve neredeyse gelecek tüm yüzyılda kadın olarak ikinci plana atılmalarına neden olan bu aracın üretimlerini satın almak, giymek için mağaza önlerinde birikenler yine kadınlardır.
Acılarını hatırlatmak için konulan kadın haklarının hatırlandığı gün bile, yine sanayinin parlak ürünleri ile gönlü alınan kadınlar gününe dönüşmüştür. hatırlatma iki türlüdür. gerçek olanı ise ibret olması için vurgulananıdır. Yine yakarım..!
Şimdi sanayi 4 var, 5 yolda ve bu kez sanayi çok kurnazca hareket ediyor. Değişim simgelerini keskin bıçak gibi kullanmıyor. Oldu bitti yapıp büyük kalabalıkların hareketliliğini tetiklemiyor. Yeni dikiş makineleri olan özellikle cep telefonu ve diğer parlak teknoloji ürünleri sakince, adım adım kalabalıkların güya kendi tercihleri imiş gibi yaşamalara sokularak, kabullerini kendi kendilerine değiştirmeleri sağlanıyor. Hatta sağlandı bile.
Şimdi gençler ve çocuklardan oluşan binler değil, milyonlarca kişiden oluşan kalabalıklar kendi geleceklerini elinden alacak olan yeni sanayi simgelerine tutkuyla bağlanmış halde yaşıyor. Kendi kayıplarının finansörleri, sponsorları olarak kendi bilinmez geleceklerinin kuyularını kazımakla meşguller.
Tarih tekrar ediyor ve küresel dünyanın devasa kenar mahallelerini oluşturacak büyük kalabalıklar el birliği ile ölü toprağı altında uzun sürecek olan bir habersizliğin kuyusunun kapısında. Fakata önemli bir fark var. Bu kez sayılar çok büyük. Ve ölümler de çok yavaş.
Hiç mi aydınlık yüzü yok bu sanayinin, 200 yılı aşan zaman hiç mi değişmedi? değişti elbet kazınan karanlığın altından çıkan parlaklıklar var. Var da, kimi aydınlatır fazla kimse bilmez. Bilenler de kimseye söylemez.

Onlar derki..

Şimdi öğrenmeyi öğrenmenin zamanı. Ya öğrenin, ya da bilim kurgu film senaryosu zannettiğiniz ama aslında gerçek olacak olan küresel varoşa katılın.

Gelecekteki insan hakları gününüz kutlu olsun

Mehmet Naci Dedeal.