Üniversite öğrenimi ve yeni mektepli alaylılarımız..
Türk dil kurumu, sitesinde "Alaylı" sözcüğü karşısında demiş ki
( kurumdan da kalan ne kaldıysa artık )
1. isim, askerlik Erlikten yetişmiş, askerî okullarda
okumadan başarı gösterip rütbe alan ve yükselen subay2. sıfat, Gerekli okul eğitimini görmeden kendini yetiştirmiş olan (kimse), mektepli karşıtı.
Aslında halk arasında 3. kullanımı da var ve en yaygın olanı
da o.
Eskiden askerlikler çok daha uzun sürelerde yapılıyordu.
Yanlış hatırlamıyorsam dedem 8 yıldan fazla yapmıştı. Bu uzun süre içinde
sadece savaşılmıyordu. Doğal olarak genel ihtiyaçların karşılanması gerekiyor o
nedenle de asker kendi içinde bu ihtiyaçları çözecek kişileri yetiştiriyordu.
İnşaattan yemeğe kadar her türlü asker ve askerin desteği ile halk için yapılan
işlerde bu askerler kullanılıyordu. Askere gidene kadar meslek edinmemiş ve
askerde edindiği meslekle evine dönenler de bu işleri yapmayı sürdürerek
hayatlarını kazanıyorlardı. İşte bu meslek sahiplerine de halk dilinde alaylı
deniyor.
Devamlı aynı işi yapıyor olmaktan elde ettikleri
yetkinlikleri onları bu konularda uzmanlık seviyesinde tutuyordu. Daha fazlasın
yapmıyorlar ya da değişiklikleri çok küçük boyutlarda tutarak küçük adımlarla
gelişmeye çalışanlar oluyordu. İleri
düzeyde yaratıcılığa gerek yoktu. Çünkü
talep yoktu, rekabet yoktu.
Yanı sıra okumuş olanlar vardı. Yani mektepliler. Mesleklerini
eğitimlerinin sonucunda edindikleri disiplinle geliştirip yaratıcılıklarını
zorlayarak yapanlar.
Okullar hep böyle bilinir. Bizde de öyleydi. Vurgulanarak
söylenen “Okumuş adam “ sözü ile ödüllendirilir ve hep bir adım önde tutulurdu.
Şimdilerde işler değişti. Özellikle de son 10 yıldır
gerçekten tamamen değişti.
Üniversiteler alay oldu. Üniversite mezunları da alaylı
oldular.
Görüntü olarak neredeyse aynı hale geldik ama büyük bir fark
var.
Eski alaylılar kişisel ihtiyaçlarını karşılar ailesini
geçindirir ve toplumun değerli emekçileri olarak yaşama önemli katkılarda
bulunurlardı. Şimdi ekonomik dayatmalar ve sanayinin istediğini yapmaya
zorlanan alaylılar isteniyor. Ama
mektepli de olsun istiyorlar. Eğitimin
temeli sanayi devriminden bu yana sanayi ihtiyaçlarının karşılanması için
kuruldu çünkü. Sanat ve tıp gibi özel dalların dışındaki tüm eğitimlerin
temelinde bu şart yatıyor. Sanayiniz olsa yine iyi de, sanayiniz yoksa ne
olacak?
Sanayisi olana hizmet edeceksiniz.
Gereklilik nedeniyle olanları bir kenara koyarsak, çocuklarınıza yıllarca yabancı dil öğretmenizin ardındaki
asıl gerçek bu ilkokula kadar inen bu zorlama aslında. Modern kölelik adına
kurulacak düzende sizi yönetenlerin daha az yorulması ve isteklerini hızla
yapmanızı sağlayabilecekleri tarzanca yabancı dil gereksinimi. O yabancı
dillerin anavatanında sanayi var çünkü. Bizim gibilere de “ sizi sanayi
kurmayın bizde var bizden alırsınız, bizim ihtiyacımız olan elemanı yetiştirin
yeter. Biz gelir sizin ülkenize yatırım yapar kaynaklarınızı sizi çalıştırarak
sömürürüz sonra posasını size bırakır gideriz. Aaaa ama Posa deyip geçmeyin çok
değerlidir.“ diyorlar. ))
Nasıl bu hale geldik demeyin. Treni demokrat parti döneminde
kaçırdık
Çocuklarımızı gençlerimizi olmayan sanayimizin olmayan
üretiminin ürünlerini oluşturmaya, tanıtmaya, pazarlamaya, reklamını yapmaya,
haklarını korumaya yönelik öğrenimlerin içerisine hazırlamak ve sokmak için
varımızı yoğumuzu veriyoruz. Çocuklara, gençlere soran yok.
Eski alaylılar bir tane olup Tek başlarına bir mahalleye
yetiyorlardı. Şimdi mahalledeki her apartmanda en az 10 alaylı var. Kendi
karınlarını bile doyuramıyorlar.
Diğer bir çarpık durum da eğitmene doğru bakınca görünüyor.
Eski alaylıların öğretmenleri okullu ya da çok usta alaylılar olurdu. İnsan
yetiştirmeyi bilen disiplinli, sabırlı ve bilgili insanlar olurdular. Şimdi bu niteliklere gerek duyulmuyor. Çünkü
sanayinin ameleliği için gerekli alaylı yetiştirme paketleri var “ Bolonya
sistemi “gibi. :) O paketlerin başında
duracak amele yetiştiricileri yeter de artar bile. Ustaya, bilgiliye, gençlerin
yaratıcı yeteneklerini geliştirmeye yönelik çalışan insanlara gerek yok.
Yüksek lisansınız için süslü sözcüklerle konu başlığı
oluşturun iyi bir başlangıç olur. Ya da
gündemdeki en sevilen yaygın konu ne ise ondan yürütün yeterli. Google dan kopyalayın. Okumanız tartışmanız
ya da seçtiğiniz konuların üzerinde daha önce yazılmışları kopyalamanız da
ikinci aşama. Eğer yüksek lisans tezinizin danışmanı da kafanıza göreyse, ohh yeme
de yanında yat. İçerik olmasa da olur.
Aldınız mı yüksek lisansı hemen doktoraya başlayın. Sizi en
fazla yoracak olan Google dan Google akademik arama motoruna geçmek olur.) O konuda da sizi zorlayacak hoca çok fazla
yok zaten ortalıkta. Hiç mi yok.? Olmaz mı çok var aslında da o kadar çok
törpülenip bilyeye döndürüldüler ki. Kelimenin tam anlamıyla yuvarlanıp
gidiyorlar. Bu kırıcı sistemin içinde size dokunacakları köşeleri falan
kalmadı. Ustalar da bezgin, yorgun.
“ Bolonya sistemi böyle istiyor yurt dışındakiler de böyle
yapıyor “ diye bir üst düzey yöneticinizi de varsa hiç sorun kalmadı zaten
Not* doktora konu başlığınızı uzun tutun araya alakasız
kelimeler de ilave edin ki, ilerde o konularda da ders verebilesiniz. Şimdi burada örnek versem güleceksiniz ama
aynen yazılmış bir doktora tezi de çıkabilir diye yazmıyorum. :)
Kısaca diyecektim ama uzun oldu. Ama demeden olmaz. İşin eğitmen yanı da
karanlık ve üstelik bu aralar okullarda hoca kıyımı modası var. Doğru dürüst
işini yapmaya çalışanları da bıktırma ile kaçırmaya çalışıyorlar. Bir
aşağılamadır ki sormayın gitsin.
Tasarruf yapacağım diye “ Bu derslerin ismi farklı ama hepsi
aynı atölyede ders yapıyor. O dersleri birleştirin tek ders olsun “ diyen zekâda üüüüst düzey yöneticiler bile var.
Yani, yeni alaylıların işi çok daha zor.
Temel bilim alanları sanat gibi konular hala güçlüler ama
epey yorgun haldeler.
Anne babalara not*. Çocuklarınıza kulak verin. Onlar kendi
hayatlarını yaşayacaklar sizinkini değil.
Yukarıdaki yollarla sisteme katılmayı düşleyen hatta çalışan
akademisyen ve adaylarına özel not.* Lütfen yol yakınken terk edin bu sistemi.
Gidip manav bakkal falan olun. Yalanla üçkâğıtla girdiğiniz sistemden de sizden
de bi halt olmaz. Öyle görünüyor
Gençlere not. Girmeyin not puan sisteminin aptal çarkına.
Sanatçı adaylarına da özel not..**
Yetenek karakterle birleşmedikçe hiç bir şeydir.
Yanınızda her zaman sizi uyaracak kadar seven birilerini bulamazsınız. Belki de dostların en büyük hatası, uyararak hayattan bu acı dersi almanızın önüne geçmek. Kıyamazlar size ama onlar da bu hatayı tekrarlamazlar. Araştırın, öğrenin, yapın ve mutlu yaşayın çevreniz dost dolsun. Üçkağıtçılar, hırsızlar, çöpçüler değil. Çünkü yeni mektepli ortamlarında bunlardan çok var ve mektepler kirlendi artık. Basit oyunların anlık hazları adına kirletmeyin kendinizi. İzi ömür boyu kalır. Çıkaramazsınız.
Umarım bu kimliksizleştirilen yeni dünyada yolunuzu bulmada pusulanızı şaşırmazsınız. Ustalarınız yorgun ve umutlarını yitirmemek, ayakta tutmak için size güvenmek istiyorlar. :(
Kısacası " kızım sana söylüyorum kızım sen anla "..
Mehmet Naci Dedeal