30 Eylül 2015 Çarşamba

Mimarlığın çaresizce köşeye sıkıştığı zamanlar..


Mimarlığın çaresizce köşeye sıkıştığı zamanlar..

Cad cam yazılımlarıyla hızlanan ve tasarım sürecinde yaratıcılığın sınırları diye yazılımların veya yazılım eklerinin yetenekleri ardına sığınarak güç gösterisi yapmanın süreci asıl yüzünü göstererek ortaya çıkmaya başlamıştır. Zaten ortada ama makyajlanmış, maskelenmiş olarak gezen bu çarpık algı oyunu, maskelerin yavaş yavaş indirilmesi ile görünür hale gelmiştir. Ama hala tam olarak ne gördüğünün farkında olmayan çok fazla okul ve kurum var diyebiliriz.

Hiç gerekli olmadığı halde akademi tipi öğrenimin yerini üniversite öğrenim tipi ile değiştirmesi aceleyle ve doğru planlanmadan yapılmıştır. Her şehre üniversite komikliği Avrupa birliği kıstaslarına uyum ve denklik adına içine düştüğümüz senaryonun ana göstergesiydi. Aklı başında insanlar tepkiler gösterse de sesleri bir süre sonra duyulmaz olunca yanlışlar normal olarak kabul görerek batış da hızlandı. Çoğalan üniversite sayısı ve üniversitelerin kalabalık ortamları yaratması ile aslında hiç de ihtiyaç olmadığı halde tasarım özellikle de mimarlık öğrenimine darbe vurdu. Çoğalan öğrenci sayısı, yeterli olmayan akademik personelin denetimsiz büyümesine, içerikleri denetlenmeyen eğitim müfredatlarına ve tek tek ulaşılamayan, kürsüden hitap edilen öğrenci profiline kapı açtı.

CAD CAM yazılımları bu aşamada nitelik yerine nicelik peşinde koşan eğitim öğrenimin “ imdadına “ yetişti. Kes, yapıştır, kopyala, çoğalt, döndür, ekle, birleştir gibi komutlarla güya biçimlere ulaşan öğrenci, bu yazılımların asıl gücünden habersiz olan eğitmenlerinin parlak ışıklarla ya da daha önce görmedikleri sunum etkisi olan görsellerle gözlerini boyadı, alkışlarını aldı ve batış hızlandı.

Özellikle mimari eğitime asıl darbe en güvendikleri alandan geldi ki ( hala fark etmiş değiller ) CAD CAM yazılımları tasarım dedikleri yapının temel elemanı haline dönüştü. Darbeyi de Revit örneği ile açıkça gösterdi. Gösterdiği şey uluslararası bir iletişimi ile tasarımda yaratıcılığı tamamen tekele alan bir network ortamını adeta ideale yakın bir standartlaşmanın yakışıklı sunumu olarak satmalarıydı. Yanlışı gören akıllı insanlar itiraz edince de eski kafalılık yaftası ile susturuldu. Birkaç yıl öncesine kadar binlerce dolara satılan yazılımlar bir anda bedava dağıtılarak açıkça kümese tavuk çağıran tilki oyununu oynadı ve ilk itiraz etmesi gereken kurumlar yani okullar bu iletişim oyununu "geleceğin önlerine bedava sunulması" şekliyle algılayarak etten önce kazana düştüler.

Batma sürecinde halen sonuca gelinmiş değildir. Ama görüntüyü iyi izlerseniz geleceği kolaylıkla görebilirsiniz. Biraz yükselmek, uzaklaşmak, uzaktan bakmak yeterlidir. Tek tip bina ile dolan şehir ve kasaba siluetleri, üretim maliyetlerini düşüren fakat yaratıcılığı da bu seri üretim içinde yok eden yeni teknoloji ve malzemeler. Küçük ofislerin kapanıp yerine paket proje satan inşaat ortamları. İhtiyacı 10-15 olan okulların her sene neredeyse 100 öğrenciye kapı açmaları. 

Bu yüzlerce öğrenci yaratıcılık nitelikleri ile sorgulanmadıkları için kolaylıkla diplomaya ulaştılar ve şimdi sayıları binlerle anılıyor. Yukardaki görüntüye göre onlara iş yok. Ya başka alanlara dönecekler ya da paket üretim yapan ortamlarda sekreterden hallice pozisyonda autocad veya 3d max kullanıcısı olacaklar.

Bunu ancak gören bazı mimarlık öğrenim ortamları çaresizce adında tasarım olan diğer alanlar elini uzatmaya çalışmaya başladılar bu aralar. ))  Mimarlığın kendi alanı içindeymiş gibi yutmaya çalıştığı diğer tasarım ortamları ( örneğin endüstri ürünleri tasarımı gibi ) sindirilebilecek alanlar değildir. Aksine yapısal gelişimi çok sağlam bir tabana sahiptir. Yani endüstri koşullarına ve desteğine bağlı ve ihtiyaçtan dolayı da sürekliliği garanti olduğu için bırakın yutup sindirmeyi, içine girdikleri alanı kendi yapılarına dönüştürme yetenekleri ile virüs gibidir. Kendisi kalır, onu yutmaya çalışan yapı zayıflar kimliğini kaybederek eriyip gider.

Mimarlığın kendi yaratıcılık koşullarında öğrenim yapma seçimi için hala vakti vardır. Az sayıda yetenekli ve personelden çok tasarımcı nitelikleri ile aranacak olan mezunlar mesleğin şanını kurtarabilir. En son yapılacak şey başka alanları yetkinliklerini mimarlık yapısı altına alarak tutunmaya çalışmak olur.

Yazıyı bir tasarım hocasının basit gözlemi olarak okumuş olabilirsiniz. Ama tespitler gerçektir. Gerçekler basittir ve sonuç da çok uzakta değildir.

Benden söylemesi. Sonra ben demiştim diyeceğim .)
 

Saygı ve sevgilerimle..

Mehmet Naci Dedeal

1 Nisan 2015 Çarşamba

Asıl gündem. 1 Nisan 2015


Son yıllarda hızla gelişen çizim yardımcı teknolojik araçlarımız olmaya başladı. Sonuca ulaşmada sağladıkları hız, denetim ve görsel süslemedeki üstünlükleri nedeniyle tablet ve onun gibi cihazlar her geçen gün daha fazla kullanılır olarak sunumlarda yerini alıyor. Yaşam içerisinde sonuca katkısı belirginleşen ürünler eğitim ortamlarının dikkatini  çekiyor ve albenileri ile çekim merkezi oluşturdukları için eğitim ortamlarının öncelikleri arasına girmeye  başlıyor. Öncelikle
dikkat edilmesi gereken bir konuyu vurgularsak bu teknolojik cihazlar eğitim için değil, iş için gereklilikleri için tasarlanmışlardır.
İş amaçlarına ulaşmak için iş sektörü belirledikleri hedefe uygun yollar çizer ve bu yolda doğru hareket etmek için gerekli teknolojik araçları dikkatlice planlarlar.
Burada sorun insandır.
İnsan sürece katılımı ile yaratıcılık, çeşitlilik, biçimsel zenginlik gibi nitelik seviyesini yükselten en güçlü öğe olur. diğer yanda insan hatası dediğimiz kayıplar da doğal olarak yaşanır. Fakat bu hatalar da gelişimin girdisi olarak tekrar değerlendirilir.

Peki ya üretim sürecinde sürdürülebilirlik gibi kavramlar altında aslında bir frene basma politikası uygulanıyorsa bu nasıl gözlemlenebilir? Sonucu izlemek basittir.
çevrenize bakarsınız insan çeşitliliğini hata payı yüksekliği olarak gören bir yapı varsa o yapı insanı ve deneyimini ortadan kaldıracak bir düzeni büyük bir şehvetle destekleyecektir. siz olmasanız da olabilecek ve sürdürülecek bir üretim tipini model olarak seçer. Üretimde nitelik değil nicelik devreye girer. Farklılık veya başkalıklar, hata yaratan girdi olarak görülür ve aynılık esas alınır.

Konuyu biraz daha bağlayalım.
Elde oldukça süslü heyecan veren bol efektli işlere uygun kullanımından büyük haz alacağınız ürünler var. Tek sıkıntı bu ürünler özgün ifade için uygun değil. onlarla üretilenlerde sonuç hep aynı oluyor.
Elde sanatçı nitelikleri üstün eğitimi bekleyen az sayıda genç nesil var.
Elde sanatçı nitelikleri iyi üretimde kullanılmayı yeterli gören genç nesil var.
Elde sektör içinde olmaya razı ve sıradan yetenekleri olan çok sayıda genç nesil var.

Eğitim dünyası hangisinin eğitimine öncelik tanımaya yöneltilmelidir ?
Özgün ve özgür eğitim üretim sektörü için ne kadar ekonomik  bir yatırımdır. Değeri var mıdır ?
Yetenekli insan, hata yapan ve operatörlüğe uygun olmayan makine elemanı mıdır ?
Sorunsuzca akması istenen düzen için gerekli standart eğitimde, yetenekliler yoğurdun dibini karıştıran kaşık mıdır ?

Cevapları biliyoruz ama, aşağılanan aydın olma niteliklerimiz, Ölüme terkedilen yüzlerce insana umursamayan bakışlarla facebook vs ağlayışlarımızla kaybolan insan değeri bilme gücümüz, benlikle bencilliği, birlikte üretmekle sürü olmayı karıştıracak kadar eksik hale getirilen düşünme sınırımız nedeniyle hipnotize olmuş şekilde boş boş bakıyoruz.

Üretimin ve onunla birlikte olan eğitimin her alanında bu sorular ve yanıtları bizi günümüzden çıkarım yapmaya yeter. Ama konu tasarım ve çizerek düşünen insanların eğitimi olarak benim ilgi alanımda. Günümüz teknolojisinin eğitime yaptığı yatırım dikkatle izlenmelidir. sanayi devriminden bu yana sanayinin biçimlendirdiği eğitim şeklinin yapısı değişmektedir. Sanayi, gelecek için elektroniğe el atarken eğitimi de her zaman yaptığı gibi paspas olarak kullanmayı tercih edecektir. Söz konu olan yetenekli insanlar her zaman bu paspas tavrından kurtulan ve denetlenemeyen olarak kalabilmişlerse bu onların sorgulama yetenekleri ve  lider vasıflarından kaynaklanır. Bedelini yalnızlık olarak ödedikleri bu yola yanlış silahlarla girme ihtimalinin fazla olduğu hatta devlet eliyle yanlış yola sokulduğu dönemlerden geçiyoruz. Sanatçı ne kadar devletçidir ona kendi karar verir.  Sanat dilini kullanan meslek alanlarında asıl olan insandır. 
Özellikle bu alan gönül veren genç arkadaşların birey olarak hayatta kalma mücadelesinden taviz vermemesi ve eğitimdeki kişisel gelişimlerini gereksiz teknoloji ile sulandırmamasını deneyimli
bir çizer olarak ısrarla tekrar ediyorum. Eğitim sonrası ise çok başka bir dünya.

İyi yetişmiş bir çizerin emeğini nerede nasıl değerlendireceği de kendi seçimi olur. Ama eğitiminde şov kaygısı ile doğal olanın geliştirilmesine çelme atılırsa, o ortamda yetişen çizerin uluslararası arenada sanat dili ile kendini ifade etmesinde çok şansı olmaz çıkarımı yanlış olmayacaktır.

akıl ve zaman sizden yana olsun..)